hayat daha farklı olsaydı diye düşünmeden edemiyo insan bazen. sonra da hayatı farklılaştırmak zaten senin elinde(ydi) diyo bi dış ses… geçen zamanın geri gelmesi mümkün değil artık…
olsaydı…
Ekim 3, 2009 yazan: abuksubuksuthe end…
Eylül 12, 2009 yazan: abuksubuksumutlu son… sonun sonu… elinden kaybettiklerine olan hüznün everesti… hiç sızlanma… bunu sen istedin… bu hale sen getirdin… koala olmasaydın, bişeyler yapsaydın… çok gereksiz bi adamsın sen… bomboş bi fıçı… boş tenekesin ama senin bile çıkmıyo… kof fıçı… çürümüş…
olması gereken…
Ağustos 6, 2009 yazan: abuksubuksuolması gereken, olması gerektiği gibi olduğunda, hissetmen gerekenleri hissetmen gerekmez mi??!?!?…
ironik…
Mayıs 26, 2009 yazan: abuksubuksu 
keyfimi yerine getiren bi hadise… bi sezonda 508 gol yeyip sadece 5 gol atabilen amatör bi takım, keyfimizi aldık diyen yöneticiler… sporun ne anlama geldiğini anlatması açısından manidar…
temenni…
Mart 31, 2009 yazan: abuksubuksuhuzurlu yıllar…
hüzün…
Mart 27, 2009 yazan: abuksubuksubataklıkta yeşeren gül, içi tamamen çürümüş ağaçta yeşeren bir yaprak, mahallenin güzel kızı… hala umudumuz var, senin böylesine kirli bir dünyada ümitvar olduğun gibi…
rûya…
Mart 23, 2009 yazan: abuksubuksubugün okula geliyorum, inşallah üzmem seni…
inşallah ordasındır hala…
an…
Mart 15, 2009 yazan: abuksubuksuavrupa kordon koptu
kâinat…
Mart 5, 2009 yazan: abuksubuksu“eğer evrim gerçekten dört milyar yıl sürmüş büyük bir gösteri ise, bunun ’sahnesi’ çok iyi hazırlanmıştı…”
mânâ…
Mart 3, 2009 yazan: abuksubuksubir zamanlar bazı haber gruplarının takipçisiydim. amacım işlerimle ilgili takıldığım konularda soru sorabileceğim insanlarla daha çabuk bir şekilde iletişime geçebilmek, onlardan faydalanabilmek, bilgim nisbetinde birşeyler paylaşabilmekti. çok farklı dalları vardı bu haber grubunun. mizah, teoloji, sinema derken, asıl takip etmem gereken konuları çok nadir izlemeye, ağırlıkla hararetli tartışmaların olduğu diğer konulara daha fazla yoğunlaşmaya başladım. hoşuma gitmiyodu ama kendimi de alamıyodum bundan. o kadar farklı insan vardı ki. hikayelerde sandığım insanların burada düşüncelerini fütursuzca dile getirmeleri garibime gitmişti. neden fütursuzca diyorum, çünkü inanmadığın bişeyi aşağılamak insani bi vasıf olamaz bence. doğru bildiklerini insanlarla paylaşmana hiç kimsenin bişey dediği yok elbette. ama karşındakini tahrik ederek, sürekli hakaretler yağdırarak, sadece eleştirerek bi dialog oluşturmak da imkansız. inanmayanlara neden kafir(küfreden) dendiğini çok daha iyi anlamamı sağladı bu insanlar. inanmayabilir bi insan ama inanmadığına sürekli küfürler yağdırmak da neyin nesi. küfretmekten kasıt ağır eleştiriler babından falan değil, çok ağır küfürler, hakaretler… her neyse…
geçenlerde fazla tanımadığım ilginç bi insanla sohbet etme imkanım oldu. önceki hayatı, hayranlıkları, inançları ve şimdiki hayatı üzerine konuştuk biraz. turan dursun hayranlığından, harun yahya eksenine nasıl geldiğinden bahsetti. harun yahya ile ilgili pek olumlu düşüncelerim yoktur benim aslında ama böyle olumlu vesileler sebebiyle konuşulması güzel bence… anlatmak istediğim asıl konu “haman” denilen zatla ilgili konuştuğumuz ilginç hadise. bu zatın hikayesinin Tevrat’ta ve Kur’an’da farklı bahsedilmesi, turan dursun denilen adamın bu konuyla ilgili yazdığı makale ve bu konuya dair 19. yüzyılda okunabilen, miladdan önce 196 yılından kalma bi kitabe… ama turan dursun’un 20. yüzyılda yaşamış olması, bu kadar bilimsel kanıtlara dayanan yazılar ele alması ama bu kitabeyi gözden kaçırmış olması ayrı ilginç… bu konuyla ilgili zaman gazetesinde çıkmış “Mustafa Aydın” imzalı yazının da bi kısmını gözümün önünde kalması için buraya taşımak istiyorum…
Kur’an’da Firavun’la birlikte adı geçen kişilerden biri “Haman”dır. Haman, Kur’an’ın 6 ayrı ayetinde, Firavun’un en yakın adamlarından biri olarak zikredilir. Buna karşılık Tevrat’ta Hz. Musa’nın hayatını anlatan bölümde değil de ondan yaklaşık 1100 sene sonra yaşamış ve Yahudilere zulmetmiş bir Babil kralının yardımcısı olarak geçer. Bunu gören oryantalistler “İşte Kur’an’da hata bulduk!” diye sevinirler. Ancak bu sevinçleri Mısır hiyeroglif yazısının çözülüp, eski Mısır yazıtlarında “Haman” isminin bulunmasıyla yarıda kalır. Eski Mısır dilinde yazılmış hiyeroglif kitabeler 18′inci yüzyıla kadar okunamıyordu. Çünkü, Hıristiyanlığın bölgede yayılmasıyla Mısır’ın eski inancı da dili de unutulmuştu. Hiyeroglif yazısının kullanıldığı bilinen en son tarih M.S. 394 yılına ait bir kitabedir. Bundan sonra bu dil unutuldu ta ki 1799 yılına kadar. Yazının sırrı, “Rosetta Stone” adı verilen ve M.Ö. 196 tarihine ait bir kitabenin bulunmasıyla çözüldü. Bu tabletin özelliği üç farklı yazıyla yazılmış olmasıydı: Hiyeroglif, demotik (hiyeroglifin el yazısı şekli) ve Yunanca. Yunanca metnin de yardımıyla tabletteki eski Mısır yazısı Jean-Françoise Champollion adlı bir Fransız tarafından tamamen çözüldü.
Hiyeroglifin çözümüyle çok önemli bir bilgiye daha erişilmiş oldu: “Haman” ismi gerçekten de Mısır yazıtlarında Hz. Musa (as) döneminde geçiyordu. Viyana’daki Hof Müzesi’nde bulunan bir anıt üzerinde bu isimden söz ediliyordu. Aynı yazıtta Haman’ın Firavun’a olan yakınlığı da vurgulanıyordu. (Walter Wreszinski, Aegyptische Inschriften aus dem K.K. Hof Museum in Wien, 1906, J C Hinrichs’ sche Buchhandlung) Tüm yazıtlara dayanılarak hazırlanan “Yeni Krallıktaki Kişiler” sözlüğünde ise, Haman’dan “Taş ocaklarında çalışanların başı” olarak bahsediliyordu. (Hermann Ranke, Die Ägyptischen Personennamen, Verzeichnis der Namen, Verlag Von J J Augustin in Glückstadt, Band I, 1935, Band II, 1952)
Kur’an, her asrı bir mucizeyle selamlıyor
Fransız bilim adamı Prof. Dr. Maurice Bucaille “Haman” ismini bir Fransız Mısır bilimcisine verdi ve bu ismin Kur’an’da geçtiğini söylemeden, “7. yüzyıldaki bir Arap el yazmasından alıntı” olduğunu belirtti. Uzman, 7. yüzyıldaki bir Arap el yazmasına hiyerogliflere ait bir bilginin geçirilmiş olmasının mümkün olmadığını, fakat Firavun sarayının isim listelerine bakacağını söyledi. Sonra bakıldığında gerçek bir kez daha ortaya çıktı. Ortaya çıkan sonuç önemli bir gerçeği ifade ediyordu. Haman, Kur’an’a karşı çıkanların iddiasının aksine, aynen Kur’an’da geçtiği gibi Hz. Musa zamanında Mısır’da yaşayan ve Kur’an’da bahsedildiği gibi Firavun’a yakın ve inşaat işleriyle ilgili bir kişiydi. Nitekim Kur’an’da, Haman’la ilgili ayet arkeolojik bulgularla tam bir uyum içinde: “Firavun dedi ki: ‘Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa’nın ilahına çıkarım; çünkü gerçekten ben onu yalancılardan sanıyorum.” (Kasas 38)
Eski Mısır yazıtlarında Haman’ın adının bulunması Kur’an aleyhindeki iftiraları boşa çıkarmakla kalmayıp, onun Allah katından olduğunu bir kez daha ortaya koyuyordu. Zira Kur’an’da indiği devirde ulaşılması ve çözülmesi mümkün olmayan bir tarihî bilgi mucizevî şekilde bizlere aktarılıyordu.
”Sağır, dilsiz ve kördürler. Artık onlar (Rab’lerine) dönmezler.” (Bakara-18). vesselam…